tumblr visitor
bir nar tanesi - “Ampulleriniz kaç wattlık?” diye sordu sarı takım...
“Ampulleriniz kaç wattlık?” diye sordu sarı takım elbiseli adam kahvehanenin tavanındaki asılı avizeye bakarak. Kahveci kalabalığın arasından sıyrılarak birkaç adım öne attı: “Kimi altmış, kimi yetmiş beştir. Neden sordunuz?” Sarı takım elbiseli adam cüretkâr bir tavırla: “Ampulleri koruma teşkilatından geliyorum!” dedi. Keskin bir sessizlik oldu. Ampulleri koruma teşkilatı, insanların ampuller konusundaki hassasiyetlerini vurgulamak için kurulmuş önemli bir teşkilattı. Şu aralar çok genel ve aşırı ciddi bir teftiş yapılıyordu. Kahveci hayli tedirgin olmuştu bu durumdan zira aykırı bir durumda cezası yüksekti. “Kapatın ışıkları,” dedi Ampul Müfettişi, “ampulleri kontrol edeceğim” Kahveci ışıkları söndürürken çantasından çıkardığı ışıldağı yaktı. Avizenin altına geldikten sonra ayakkabıları yükselmeye başladı. Teşkilatın müfettişlere özel olarak tahsis ettiği bu asansörlü ayakkabı sayesinde avizedeki ampullere kolaylıkla erişti. Sıcak ampulleri elindeki eldiven yardımıyla rahatlıkla söktü.
Yere indikten sonra ampulleri teftiş için bir masanın üzerinde sıraya dizerken birden biri müfettişin suratına küt diye yumruk vurdu. Neye uğradığını şaşıran müfettişin kafası dönerken esaslı bir küfür işitti. Bu kişi az önce kapanan ışıklar yüzünden oynadığı okey oyununu kaybeden adamdı. Asıl neden oyunu kaybetmesi değildi aslında. Kafasının atmasına sebep olan kendisinin yıllar önce Ampul Müfettişi olma hayalinin başarısızlıkla sonuçlanmasıydı. Kendini bir şey zanneden bu müfettiş bozuntusunu ölesiye kıskanıyordu. Hele o ışıldak yok mu? Kim öyle bir ışıldağa sahip olmak istemezdi ki?
Kahvehanedekiler öfkelenen adamı tuttular. Adam bağırıyordu: “Bırakın beni de şu ampulleri tek tek yedireyim ona!” Adam ki yıllar süren bir öfkeyi müfettişin üzerine kusuyordu. Kızgın bir boğa gibi burnundan soluyordu. Müfettiş durumu kavrayacak duruma geldikten sonra kafasını kaldırdı. Zorla zapt edilen adama doğru kaşının tekini kaldırdı ve küçümseyen bir ifadeyle bakmaya başladı. Beyninden vurulmuşa döndü adam. Sinir bozucu bir tipi olan Ampul Müfettişi kravatını düzeltti. Zorla zapt edilmeye çalışılan adam, “Senin ampullerin kendini bile aydınlatamaz!” dedi. Ampul camiasında bu gerçekten çok ağır bir sözdü. “Gel şöyle seninle bir konuşalım” dedi müfettiş serinkanlılıkla. “Seninle ne konuşacağım ben!” diye kükredi adam, ağzından köpükler saçıyordu. Ama kızmakta ve sinirlenmekte çok haklıydı kendince. Çünkü bu adam ampuller konusunda kendisi kadar bilgili ve hassas değildi. Hiçbir şey bilmiyordu. “Ampuller bizim karanlıktaki aydınlığımız! Güneşimiz sabahımızdır! Ampuller bizim hayat veren ışığımızdır!”
Adam, yıllar önce Ampul Müfettişi olmak için Ampul Akademisindeki kampa katılmıştı. Bu süreç içinde ampuller hakkında teknik ve tarihsel bilgiler veriliyordu. Kampta günlerce ampullerle yatıp kalkmışlardı. Geceleri eğlence başlardı. Herkes bir arada toplanır sıcak bir ampulü elde tutma yarışması yaparlardı. Ellerine baktı. O gece bir rekor kırmıştı. Avuç içlerindeki yanık izi hala ilk günkü gibi duruyordu. “Çifte yapacağım” demişti. Bu iki elinde de saatlerce yanık kalmış 100 wattlık bir akkor ampul tutacağı anlamına geliyordu. Ampulleri avuç içlerine aldığı anda sanki ampullerle bir bütün olmuştu. Sanki kendisi yanıyordu. Sanki ışık saçıyordu. Acıyla bütünleşmişti. Ampullerin sıcaklığı ile yanmıştı. Kendisi de ampul olmuştu. Sanki o anda ampul şeklinde olduğunu düşündüğü kafası ışık saçıyordu. Buna adeta yemin edebilirdi. Yanan ampullerle birlikte kendisi de ışıldıyordu. Karşısında kendisiyle yarış yapan adamı düşündü. Ne kadar da kısa sürmüştü dayanması. Bundan büyük keyif almıştı. Bir ampulün ısısı ile ısınmak! Bir ampulün aydınlığı ile ışıldamak! O gece bir müfettiş olacağına o kadar emin olmuştu ki. Bunu sonuna kadar hak ettiğine o kadar emindi ki. O gece en mutlu günüydü. İnsanlar onun ampullere olan saygısını ve tutkusunu büyük bir hayranlıkla karşılamışlardı.
“Ben hak etmiştim bunu diyordu. Bunu ben hak ettim. Sen ampullerin yanına bile yaklaşamazsın!” Müfettiş serinkanlılıkla şu gerçeği ifade etti: “Bir ampul sadece bir ampuldür. Elektrik olmadan ampulün hiçbir değeri yoktur. Asıl önemli olan elektriktir” Adam duydukları karşısında hayrete düştü. Elektrik ha? Hain! Adam daima üzerinde, sönük gördüğü ampullerin ışığını merak ettiği zaman kullandığı bir şok tabancası taşırdı. Tabancayı müfettişin üzerine doğrultarak ateşledi. “Madem elektriğe o kadar bayılıyorsun o zaman al sana elektrik!” Müfettiş elektriği aldıktan sonra gözleri parlamaya başladı. Herkes hayretler içinde adama bakıyordu. Saçı dikelmişti. Gözlüğünü fırlattı. Kravatını çıkardı. Bambaşka birine dönüşmüştü. Elini adamın elindeki şok makinasına yöneltti ve o anda elinin ucundan çıkan elektrik ile şok makinasını tekrar çalıştırdı ve içindeki tüm enerjiyi emmeye başladı. Enerjiyi emerken şunları söylüyordu. “Elektrik saf enerjidir. Kömür mü istersin? Doğal gaz mı? Petrol mü istersin? Yağ mı? Hayır. Bana elektrik verin yeter!” Gözlerinden ışık saçıyordu. Suratı sanki buruşmuş gibiydi. Saçları bembeyaz olmuştu. “Elektrik beni doyurur. Ampuller sadece elektriğin tutulması için bir araçtır. Elektriktir asıl güç. Elektriktir kâinattaki en değerli enerji. Hayat verendir. Toprağı aşılayandır. Âşık edendir” “Ampuldür!” diye bağırdı adam. “Ampuldür!” diyordu çevresindekilerden bir onay almayı bekleyerek. Ama onlar ya yüz çeviriyorlar ya da başlarını önlerine eğiyorlardı. Birisi ona destek olsa! “Öyle değil mi muhtar efendi? Peki ya sen kahveci? Ampul değil midir? Uzaylı sana soruyorum, ampuller değil midir önemli olan?” Uzaylı gözlerini yuvalarının içine gömdü. “Neden konuşmuyorsunuz?!” İçinde bulunduğu yalnızlığı fark eden adam umutsuzlukla başını önüne eğdi, biraz sonra hiddetle “Sen ampulleri teftiş etmeyi hak etmiyorsun!” diyerek müfettişin üzerine saldırdı. İşte tam bu anda müfettiş ellerinin ucundan çıkan elektrik enerjisini adama gönderdi. Bu gerçekten yüklü bir enerjiydi. Adamın tüm vücudu elektrik ile doldu. Öylece dondu kaldı. Sonunda bitkinlikle diz çöktü müfettişin önünde.
“Önemli olan ampuller değildir. Onu ampul yapan güçtür” dedi müfettiş elini adamın omzuna koyarak “Ama yine de ampuller daha önemlidir!” dedi adam müfettişin elini itekleyerek. Müfettiş adamın ellerini avuçlarının içine aldı ve yanık yüzlerini çevirdi. “Çok sevmek yakar” dedi. Eldivenlerini çıkardı ve kendi avuçlarının içini gösterdi sonra. Adam gözlerine inanamadı. Onun da elleri ampul yanığı içindeydi. “Ben de bir zamanlar ampullere gönül vermiştim. Ama anladım ki ampuller kırılırlar. Onlar sönerler ve bir daha asla ışıldamazlar. Onlar yok olmaya mahkûmdurlar. Ne kadar güzel ve göz alıcı gözükürlerse gözüksünler ampuller sadece ampuldür. Yalnızca bu gerçeği anlayanlar ampullere sahip olmayı ve onları kontrol etmeyi hak ederler. Yoksa ampullerin sahibi değil kölesi olurlar”
Ampul Müfettişi  teftişini tamamladıktan sonra kalabalığı selamladı ve uzaklaştı. Kahveci tekrar ışıkları açarak ortamı aydınlattı. Ampul sevdalısı adam o gün bir şeyi fark etmişti. O da şuydu: Tavanda olan avizelerden birindeki ampul gerçekten çok güzeldi! Hala ışık veren üretimden kalkmış model bir Alva! Böylesine rastlamak şu günlerde çok zordu. Ampulün zamana direnişine hayran kaldı. Kim bilir kimler onun ışığı ile aydınlanmış kim bilir kimler o ışıkla hayatını renklendirmişti. Adam avizede asılı olan ampulün sarı ışığıyla masmavi hayallere daldı…
                                                                                                                                                                                                              Murat Karaca, 1 Kasım

“Ampulleriniz kaç wattlık?” diye sordu sarı takım elbiseli adam kahvehanenin tavanındaki asılı avizeye bakarak. Kahveci kalabalığın arasından sıyrılarak birkaç adım öne attı: “Kimi altmış, kimi yetmiş beştir. Neden sordunuz?” Sarı takım elbiseli adam cüretkâr bir tavırla: “Ampulleri koruma teşkilatından geliyorum!” dedi. Keskin bir sessizlik oldu. Ampulleri koruma teşkilatı, insanların ampuller konusundaki hassasiyetlerini vurgulamak için kurulmuş önemli bir teşkilattı. Şu aralar çok genel ve aşırı ciddi bir teftiş yapılıyordu. Kahveci hayli tedirgin olmuştu bu durumdan zira aykırı bir durumda cezası yüksekti. “Kapatın ışıkları,” dedi Ampul Müfettişi, “ampulleri kontrol edeceğim” Kahveci ışıkları söndürürken çantasından çıkardığı ışıldağı yaktı. Avizenin altına geldikten sonra ayakkabıları yükselmeye başladı. Teşkilatın müfettişlere özel olarak tahsis ettiği bu asansörlü ayakkabı sayesinde avizedeki ampullere kolaylıkla erişti. Sıcak ampulleri elindeki eldiven yardımıyla rahatlıkla söktü.

Yere indikten sonra ampulleri teftiş için bir masanın üzerinde sıraya dizerken birden biri müfettişin suratına küt diye yumruk vurdu. Neye uğradığını şaşıran müfettişin kafası dönerken esaslı bir küfür işitti. Bu kişi az önce kapanan ışıklar yüzünden oynadığı okey oyununu kaybeden adamdı. Asıl neden oyunu kaybetmesi değildi aslında. Kafasının atmasına sebep olan kendisinin yıllar önce Ampul Müfettişi olma hayalinin başarısızlıkla sonuçlanmasıydı. Kendini bir şey zanneden bu müfettiş bozuntusunu ölesiye kıskanıyordu. Hele o ışıldak yok mu? Kim öyle bir ışıldağa sahip olmak istemezdi ki?

Kahvehanedekiler öfkelenen adamı tuttular. Adam bağırıyordu: “Bırakın beni de şu ampulleri tek tek yedireyim ona!” Adam ki yıllar süren bir öfkeyi müfettişin üzerine kusuyordu. Kızgın bir boğa gibi burnundan soluyordu. Müfettiş durumu kavrayacak duruma geldikten sonra kafasını kaldırdı. Zorla zapt edilen adama doğru kaşının tekini kaldırdı ve küçümseyen bir ifadeyle bakmaya başladı. Beyninden vurulmuşa döndü adam. Sinir bozucu bir tipi olan Ampul Müfettişi kravatını düzeltti. Zorla zapt edilmeye çalışılan adam, “Senin ampullerin kendini bile aydınlatamaz!” dedi. Ampul camiasında bu gerçekten çok ağır bir sözdü. “Gel şöyle seninle bir konuşalım” dedi müfettiş serinkanlılıkla. “Seninle ne konuşacağım ben!” diye kükredi adam, ağzından köpükler saçıyordu. Ama kızmakta ve sinirlenmekte çok haklıydı kendince. Çünkü bu adam ampuller konusunda kendisi kadar bilgili ve hassas değildi. Hiçbir şey bilmiyordu. “Ampuller bizim karanlıktaki aydınlığımız! Güneşimiz sabahımızdır! Ampuller bizim hayat veren ışığımızdır!”

Adam, yıllar önce Ampul Müfettişi olmak için Ampul Akademisindeki kampa katılmıştı. Bu süreç içinde ampuller hakkında teknik ve tarihsel bilgiler veriliyordu. Kampta günlerce ampullerle yatıp kalkmışlardı. Geceleri eğlence başlardı. Herkes bir arada toplanır sıcak bir ampulü elde tutma yarışması yaparlardı. Ellerine baktı. O gece bir rekor kırmıştı. Avuç içlerindeki yanık izi hala ilk günkü gibi duruyordu. “Çifte yapacağım” demişti. Bu iki elinde de saatlerce yanık kalmış 100 wattlık bir akkor ampul tutacağı anlamına geliyordu. Ampulleri avuç içlerine aldığı anda sanki ampullerle bir bütün olmuştu. Sanki kendisi yanıyordu. Sanki ışık saçıyordu. Acıyla bütünleşmişti. Ampullerin sıcaklığı ile yanmıştı. Kendisi de ampul olmuştu. Sanki o anda ampul şeklinde olduğunu düşündüğü kafası ışık saçıyordu. Buna adeta yemin edebilirdi. Yanan ampullerle birlikte kendisi de ışıldıyordu. Karşısında kendisiyle yarış yapan adamı düşündü. Ne kadar da kısa sürmüştü dayanması. Bundan büyük keyif almıştı. Bir ampulün ısısı ile ısınmak! Bir ampulün aydınlığı ile ışıldamak! O gece bir müfettiş olacağına o kadar emin olmuştu ki. Bunu sonuna kadar hak ettiğine o kadar emindi ki. O gece en mutlu günüydü. İnsanlar onun ampullere olan saygısını ve tutkusunu büyük bir hayranlıkla karşılamışlardı.

“Ben hak etmiştim bunu diyordu. Bunu ben hak ettim. Sen ampullerin yanına bile yaklaşamazsın!” Müfettiş serinkanlılıkla şu gerçeği ifade etti: “Bir ampul sadece bir ampuldür. Elektrik olmadan ampulün hiçbir değeri yoktur. Asıl önemli olan elektriktir” Adam duydukları karşısında hayrete düştü. Elektrik ha? Hain! Adam daima üzerinde, sönük gördüğü ampullerin ışığını merak ettiği zaman kullandığı bir şok tabancası taşırdı. Tabancayı müfettişin üzerine doğrultarak ateşledi. “Madem elektriğe o kadar bayılıyorsun o zaman al sana elektrik!” Müfettiş elektriği aldıktan sonra gözleri parlamaya başladı. Herkes hayretler içinde adama bakıyordu. Saçı dikelmişti. Gözlüğünü fırlattı. Kravatını çıkardı. Bambaşka birine dönüşmüştü. Elini adamın elindeki şok makinasına yöneltti ve o anda elinin ucundan çıkan elektrik ile şok makinasını tekrar çalıştırdı ve içindeki tüm enerjiyi emmeye başladı. Enerjiyi emerken şunları söylüyordu. “Elektrik saf enerjidir. Kömür mü istersin? Doğal gaz mı? Petrol mü istersin? Yağ mı? Hayır. Bana elektrik verin yeter!” Gözlerinden ışık saçıyordu. Suratı sanki buruşmuş gibiydi. Saçları bembeyaz olmuştu. “Elektrik beni doyurur. Ampuller sadece elektriğin tutulması için bir araçtır. Elektriktir asıl güç. Elektriktir kâinattaki en değerli enerji. Hayat verendir. Toprağı aşılayandır. Âşık edendir” “Ampuldür!” diye bağırdı adam. “Ampuldür!” diyordu çevresindekilerden bir onay almayı bekleyerek. Ama onlar ya yüz çeviriyorlar ya da başlarını önlerine eğiyorlardı. Birisi ona destek olsa! “Öyle değil mi muhtar efendi? Peki ya sen kahveci? Ampul değil midir? Uzaylı sana soruyorum, ampuller değil midir önemli olan?” Uzaylı gözlerini yuvalarının içine gömdü. “Neden konuşmuyorsunuz?!” İçinde bulunduğu yalnızlığı fark eden adam umutsuzlukla başını önüne eğdi, biraz sonra hiddetle “Sen ampulleri teftiş etmeyi hak etmiyorsun!” diyerek müfettişin üzerine saldırdı. İşte tam bu anda müfettiş ellerinin ucundan çıkan elektrik enerjisini adama gönderdi. Bu gerçekten yüklü bir enerjiydi. Adamın tüm vücudu elektrik ile doldu. Öylece dondu kaldı. Sonunda bitkinlikle diz çöktü müfettişin önünde.

“Önemli olan ampuller değildir. Onu ampul yapan güçtür” dedi müfettiş elini adamın omzuna koyarak “Ama yine de ampuller daha önemlidir!” dedi adam müfettişin elini itekleyerek. Müfettiş adamın ellerini avuçlarının içine aldı ve yanık yüzlerini çevirdi. “Çok sevmek yakar” dedi. Eldivenlerini çıkardı ve kendi avuçlarının içini gösterdi sonra. Adam gözlerine inanamadı. Onun da elleri ampul yanığı içindeydi. “Ben de bir zamanlar ampullere gönül vermiştim. Ama anladım ki ampuller kırılırlar. Onlar sönerler ve bir daha asla ışıldamazlar. Onlar yok olmaya mahkûmdurlar. Ne kadar güzel ve göz alıcı gözükürlerse gözüksünler ampuller sadece ampuldür. Yalnızca bu gerçeği anlayanlar ampullere sahip olmayı ve onları kontrol etmeyi hak ederler. Yoksa ampullerin sahibi değil kölesi olurlar”

Ampul Müfettişi  teftişini tamamladıktan sonra kalabalığı selamladı ve uzaklaştı. Kahveci tekrar ışıkları açarak ortamı aydınlattı. Ampul sevdalısı adam o gün bir şeyi fark etmişti. O da şuydu: Tavanda olan avizelerden birindeki ampul gerçekten çok güzeldi! Hala ışık veren üretimden kalkmış model bir Alva! Böylesine rastlamak şu günlerde çok zordu. Ampulün zamana direnişine hayran kaldı. Kim bilir kimler onun ışığı ile aydınlanmış kim bilir kimler o ışıkla hayatını renklendirmişti. Adam avizede asılı olan ampulün sarı ışığıyla masmavi hayallere daldı…

                                                                                                                                                                                                              Murat Karaca, 1 Kasım

  1. haletiruhiyem posted this